Freud kendini arıyor..

Freud tıp okumaya karar verdi evet ama iyi hekimlerin sahip olduğu bir fedakarlık duygusu ve insanlara yardım etme isteği nedeniyle değil. Onun içinde büyük bir bilim insanı olma hırsı vardı. Darwin olmak istiyordu o. Nitekim daha sonra kendini Darwin ve Kopernik’le aynı sınıfa koyacaktı. “Bilimle uğraşmak, profesör olmak,” istediğini yazmıştı bir arkadaşına. Ama antisemitizmin iyice güçlendiği Viyana’da istediklerini gerçekleştirmesi oldukça güçtü.

Bu arada felsefeye de ciddi ilgi duyuyordu. Özellikle Franz Brentano’nun seminerlerini kaçırmıyordu; Brentano bilinçdışı üzerine çalışıyordu. Eduard von Hartmann 1869 yılında ‘Bilinçdışının Felsefesi’ adlı birkaç ciltlik eserini yayınladığından beri, bilinçdışı konusu Viyana’da moda haline gelmişti. “Bilinçli ruhsal yaşam bilgisinin anahtarı bilinçdışındadır,” cümlesi Freud’a değil, 1789 – 1869 yılları arasında yaşamış C.G. Carus’a aitti. Bilinçdışını ön plana çıkaran Hartmann da bu terimi Schopenhauer’e borçluydu.

Schopenhauer çok daha önceden Freud’un keşfi olarak gördüğümüz konuları etraflıca işlemişti: Bilinçdışı, cinselliğin önemi, biseksüellik, haz prensibi, bastırma, sublimasyon, rasyonalizasyon, ölüm içgüdüsü vs.

Freud 1917’de Schopenhaur’in hakkını henüz teslim ediyordu, nitekim Darwin, Kopernik ve Schopenhauer’i insanlığın narsizmini kıran üç dahi olarak tanımlamıştı. Nasıl mı? 1. Kopernik’ten sonra dünya ve dünyanın sade vatandaşları insanlar evrenin merkezi olmaktan çıkmış, güneşin etrafında çaresizce dönüp duran bir uyduya dönüşmüşlerdi, 2. Darwin insanın bütün canlılar arasındaki üstünlüğüne son vermiş, onu diğer canlılarla birlikte evrim basamaklarında bir yere yerleştirmişti ve 3. Schopenhauer, ‘Ben’in (ego) kendi evinin patronu olmadığını, her şeyi bilinçdışının yönettiğini göstermişti.

Yıllar içinde bu görüşünü birçok kez tekrarlamış ama zamanla Schopenhauer’i anmaktan vazgeçip insanlığın üçüncü büyük kırılmasına kendisinin ve psikanalizin neden olduğunu söylemeye başlamıştı. Kendisini “ruhun Kolomb’u” olarak da tanımlayarak bugüne kalan en tanınmış otoportesini tamamlamış oldu.

Schopenhauer ve Nietzsche’nin Freud üzerindeki önemli etkisi daha sonra tekrar hakları teslim edilerek anılmaya başlamıştır. Hatta varoluşçu psikoterapinin günümüzdeki en tanınmış temsilcisi Irving Yalom ‘Nietzsche Ağladığında’ ve ‘Schopenhauer Tedavisi’ kitaplarında bu konuyu işlemiştir.

Tekrar Freud’un yirmili yaşlarına geri dönelim. 1876 yılında Trieste’de bir araştırma bursu kazandı. Yılanbalıklarıyla ilgili bir konuda çalıştı orada. 400 yılan balığının otopsisini yaptı ve özellikle testislerini inceledi. 1877’de Viyana’da tanınmış fizyolog Ernst von Brücke’nin öğrencisi oldu. Onun laboratuvarında, daha sonra birlikte histeri üzerine bir kitap yazacakları Joseph Breuer’le tanıştı. Yaşça kendisinden büyük olan Breuer bir süre için çok yakın arkadaşı oldu Freud’un. Hayatındaki çok önemli bir paternin ilk örneğidir Breuer. Çok yakın olduğu ve birlikte çalıştığı birinin bir süre sonra kendisini hayal kırıklığına uğratması ve onu hiç yokmuş gibi hayatından çıkarmasının ilk örneğidir. Breuer’i başlangıçta psikanalizin kurucusu olarak andı Freud. Daha sonra onu bir kenara bırakacak ve bu onuru kendine ayıracaktır.

Bu arada askere gitmek zorunda kaldı. Çok sıkıldı askerlik yaparken ama bu zamanı verimli geçirmeyi de başardı. Brentano’nun önerisiyle İngiliz filozof John Stuart Mill’in bazı eserlerini Almancaya çevirdi.

Askerlik hizmetinden sonra Viyana’da çok yüksek bir dereceyle tıbbı bitirdi. Yıl 1881’di. Ardından farklı enstitülerde küçük işler aldı ama ekonomik durumu hiç de iç acıcı değildi. Arkadaşlarından borç almak zorunda kaldı sık sık. 1882 yılında bilimsel çalışmalara son vermek ve hekim olarak çalışmaya karar verdi, biraz da hayat koşullarının zorlamasıyla. Biraz daha fazla para kazanmayı ummaktaydı, üstelik oldukça basit nedenlerle; Martha Bernays’a âşık olmuştu ve onunla evlenmek istiyordu. 1882 yılında, Martha’nin kızkardeşini ziyaret ettiği sırada tanışmışlardı onunla. Hamburglu varlıklı ve sofu denecek kadar inançlı bir Yahudi ailesinden gelmekteydi Martha. İlk bakışta aşktır bu ve iki hafta sonra kendi aralarında gizlice nişanlandılar. Gizlice, çünkü inançsız ve yoksul Sigmund, dindar ve zengin bir ailenin kızı Martha’ya uygun değildi, kızın anne babasına göre.

Bugün burada duruyoruz. Evet yavaş ilerleyeceğiz, umarım sizi bezdirip okumaktan vaz geçirmem.

 

Yazan Alper Hasanoğlu

Mizen Özge Ekmekçioğlu

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*