Toplumsal aşağılık kompleksi

Alfred Adler’in bireysel psikolojisi adının aksine en toplumsalcı psikoterapi ekolüdür. Adler de bir psikoterapi ekolü oluşturmuş tek sosyalist psikiyatrdır. 1930’lu yılların Viyana’sında kendisinden daha da solda olan karısıyla birlikte sosyal demokrat olarak aktif bir bireydi. Stalin diktatörlüğünden kaçan Troçki iki yıl kadar Büyük Ada’da yaşadıktan sonra Türk hükümetinin kendisini zorlaması nedeniyle Güney Amerika’ya gitmeye karar vermiş ama arada Viyana’da soluklanmıştı. Viyana’da Adler’lerin evinde kaldı.

Toplumsal aşağılık duygusunu daha iyi anlayabilmek için Adler’in takdir edilme dürtüsü olarak tanımladığı onaylanma ihtiyacından bahsederek başlamak istiyorum. Takdir edilme dürtüsü insanın temel ruhsal gereksinimlerinden biridir. Eğer bu dürtü doyurulmaz ya da yanlış bir şekilde doyurulursa Adler’e göre aşağılık duygusu ortaya çıkar. Eğer takdir edilme dürtüsü uzun süreler doyurulmadan kalırsa aşağılık kompleksine dönüşür. Bundan sorumlu olan anne-baba tutumu şiddet uygulama ya da sevgiden yoksun bırakmadır. Fazlasıyla nazlı yetiştirme ve şımartma da benzer bir etki gösterir. Aslında Adler’e göre aşağılık duygusu her insanda vardır. Az ya da çok bu duyguya sahip olmayan hiç kimse yoktur. Bunun bir komplekse dönüşüp dönüşmeyeceği kişinin çocuklukta yaşadıklarına bağlıdır.

Aşağılık duygusu ve kompleksi kişinin takdir edilebilmek için çeşitli telafi yollarına başvurmasına neden olur. Takdir edilme dürtüsü bir takıntıya dönüştüğünde kendisini hırs, haset, kıskançlık, kendini beğenmişlik, öfke, şiddet, açgözlülük olarak gösterir ve Adleryen terminolojiyle bir ‘karakter nörozu’ ortaya çıkmış olur. Daha ağır durumlarda bu dürtü neredeyse bir hezeyan şeklini alır ve erk sahibi olma, iktidara kavuşma hezeyanı ortaya çıkar. Hitler ve Stalin gibi diktatörlerde görülen tam da budur.

Sözü edilen aşağılık duygusuna yalnızca insanlar değil, toplumlar da az çok sahiptir. Erkeklerin karşısında kadınların, çoğunluğu oluşturanların karşısında azınlıkların sahip olduğu aşağılık duygusu çocukların büyükler karşısında geliştirmiş oldukları yetersizlik duygusu kadar normaldir. Benzer durum yalnızca belli insan gruplarında değil, bütün bir millette de görülebilir.

Belli nedenlerle toplumsal bir kriz ortaya çıktığında ve aynı nedenlerle bu kriz durumu aşılamadığında bu aşağılık duygusu kendini daha güçlü bir şekilde gösterir.

Toplumsal aşağılık duygusunun toplumsal bir hezeyana dönüşmesi için gerekli olan birinci koşul kişilerin yaşam sevincinin genel olarak azalmasıdır. Bu durum kendini kişi ve işi arasında bir yabancılaşma olarak gösterir. İkinci olarak insanların çoğunun toplumsal düzlemde takdir görme ve onaylanma olasılıklarının çok azalmasıdır. Kendilerini gereksiz, işe yaramaz hissetmeye başlarlar, bunun sonucunda da toplumsal bir aşağılık duygusu gelişir. Üçüncü olarak insanların içinde bu tatminkar olmayan gündelik hayattan kurtulma özlemi uyanmıştır. Diktatör adayı despot tam da bu ihtiyaca seslenir ve bireylere güç ve temelden yenilenmiş bir hayat vadeder. Dördüncü olarak despot, genel toplumsal süreçlerin insanlar için anlaşılmaz olması üzerine oynar ve dünyayı kitleler için anlaşılır hale getirecek basit açıklamalar sunar.

Despot kitlelerin duygularına seslenir, günlük hayatta artmış olan aşağılık duygularına. Bireye 1. basitleştirilmiş bir dünya görüşü sunar, 2. gündelik hayatta üretilmiş olup artık geçerli düşünüş biçimi haline gelmiş olan ve gittikçe büyüyen bir garezin oluşmasını sağlar ve bunun sonucu olan hıncın yaşanmasına izin verir, 3. insanların despotla – kendisiyle –  özdeşleşerek olumlu bir kendilik duygusu geliştirmelerini sağlar.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Alman halkı tam da bu durumdaydı. Savaştan yenik çıkmış olmanın utancı ve ezilmişliği, ekonomik darboğaz nedeniyle yaşanan güven ve emniyet duygusunun yokluğu, kendini değersiz hissetmeleri o kadar dayanılmaz ve karanlık toplumsal bir ruh hali yaratıyordu ki, Hitler’in çıkıp onlara aslında yüce ve ari bir ırk olduklarını söylemesi, içinde bulundukları durumdan başkalarının sorumlu olduğunu – Yahudiler – anlatması kendilerini tekrar iyi hissetmelerini sağladı.

Gerisini zaten biliyorsunuz.

Yazan Alper Hasanoğlu

Çizen Özge Ekmekçioğlu

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*