Uzak yakınlıklar

Baba ve kızı

Kız çocuğunun büyümesi ve kimliğini bulmasında erkek çocuğa göre kimi farklılıklar gözlenir. Erkek çocuk rol modeli olarak babayı görüp onunla özdeşleşme çabası içine girerken, kız çocuğunun rol modeli doğal olarak annedir. Babadan beklentisi onaylanmak, takdir görmek, karşı cins olarak olduğu gibi kabul edilmek ve dahası beğenilmektir. Bunu babanın doğrudan kendisi ile olan ilişkisi içinde yaşantıladığı gibi, özdeşlik kurduğu anneye karşı tutumu üzerinden de dolaylı olarak deneyimler. Karşı cinsten biri olarak varlığının baba için değerli olduğunu görmek, kız çocuğunun bireyselleşebilmesi, biricikliğini hissedebilmesi ve farklılığını kabullenebilmesi açısından çok önemlidir.

Babanın yokluğunda…

Kız çocuk da dış dünyanın nasıl bir yer olduğunu anne-babanın ilişkilerine bakarak anlamaya çalışır başlangıçta. Bu da babanın anneye olan davranışını, annenin baba karşısında sergilediği duruşu çok önemli hale getirir. Özellikle babanın dışlayıcı ve ilgisiz davranışları kız çocuğunun erişkin hayattaki ilişkilerinde ve cinsel hayatında ciddi sorunlar ortaya çıkmasına neden olur.

Hastalık, ölüm, savaş gibi nedenlerle baba kızından uzak kalabilir. Bu durum kız çocuğunun acı çekmesine neden olacak bir yaşantı olsa da, iyi bir anne-kız ilişkisi, annenin şefkat ve ilgisi bu acının bir travmaya neden olmasının önüne geçer. Ama baba hayatta olduğu halde ve anlaşılabilir, açıklanabilir bir neden olmadan kız çocuğunun hayatından çıkmışsa, bu durum başa çıkılması güç ruhsal sorunlara yol açabilir.
Babanın bu tür yokluğunda kız çocuğu, kişisel gelişiminde en fazla ihtiyaç duyduğu kişi tarafından ihanete uğramış gibi hissedeceği için, erişkin hayatındaki yakın ilişkilerinde de güvensizlik ve terk edilme duygularının esiri olur. Ayrıca toplumsal değer yargıları, toplumla çizilecek sınırlar, emniyet duygusu ve otorite ile ilişkinin sağlıklı gelişimi babanın varlığı ile mümkün olur.

Babanın yokluğu kadar yıkıcı başka bir durum da ataerkil, otoriter babalıktır. Ataerkil babanın kız çocuğu üzerindeki aşırı güçlülüğü, onun sahip olduğu yeti ve becerilerini sergilemesini engelleyecek, hayatın herhangi bir alanında yaratıcı olabilmesinin önüne geçecektir.

Babanın sert ve otoriter tutumu kız çocuğun köleleşmesine zemin hazırlayarak erişkin hayatında erkeklerle olan ilişkilerinde de benzer bir tutum içinde olmasına neden olacaktır. Saçını ailesi ve çocukları için süpürge eden fedakar ama silik, birey olarak var olmayan anneler doğar bu tür ataerkil baba-kız ilişkilerinden. Ataerkil babalar hayatın akışından, değişimden o kadar kopuktur ki, kızlarının dişil yanları olduğunu görmek bile istemezler. Bizimki gibi toplumlarda, kız çocuğunun cinselliği ailenin namusunun sembolü olduğu için, kız çocuklarının bir kadın olarak gelişimlerinin önü tamamen tıkanır.

Ataerkil baba kızından itaat, akıl ve otoriteye saygı bekler. Beklentilerden en ufak bir sapma kurallara uymama olarak değerlendirilir ve cezalandırılır. Kız çocuğu erişkin hayatında gerçek babasına ihtiyaç duymadan, içselleştirdiği cezalandırıcı baba yanının tutsağı olarak hayatını yaşamaya devam eder.

Ataerkil babanın cezalandırıcılığı yanında eleştirel, küçümseyici ve alaycı tutumu da çok belirgindir kızıyla ilişkisinde. Kız çocuğundan yalnızca başarı ister baba, hastalanmasına, herhangi bir zayıflık göstermesine tahammül edemez.

Ayıp karşılanan hareket

Bu otoriteryen tutum kız çocuğuna bir yandan emniyet ve güvende olduğu duygusu verirken, diğer yandan onun duygularıyla, yaratıcılıkla, kendiliğindenlikle olan bağını koparır, canlılığını yok eder. Kadın olarak sanki yoktur, cinsel istek, arzu ve güdüleri çalınmış gibidir. İlişkilerinde yalnızca kendilerinden bekleneni yerine getirir ve ilişkiye bir şey katmayı, ötekinden bir şey talep etme hakları olduğunu akıllarına bile getirmezler.
Anadolu’da babanın çocuklarını kucağına alması ayıp karşılanır. Hele kız çocukları ile fiziksel temas çok daha azdır. Kız çocuklarının kendi bedenlerinden utanmaya başladıkları ergenlikle beraber baba, kız çocuğu ile olan ilişkisini tamamen keser. Kız çocuğu “kendi” olarak yoktur artık. Ötekine hizmet veren bir nesneye dönüşmek dışında bir seçeneği kalmaz varlığını hissedebilmek için.

Peki bu tuzaktan kurtulmanın bir yolu var mı? Haftaya da onu tartışalım yerimiz el verdiğince.

Alper Hasanoğlu

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*