Nafile aşklar

Birlikte en çok eğlenen onlardır, en güzel sevişen zaten onlardır, herkes onları parmakla gösterir
İnsanlar gibi ilişkiler de narsistik bir yapıda olabilirler. Narsistik aşk ilişkisi havai fişekler gibidir, söndükten sonra kalın ve yoğun bir duman tabakası ve kesif bir yangın kokusu bırakır ardında. Peki insanlar neden böyle kısa sürecek bir gösteriyi göze alırlar? Çünkü bu bir “gösteri”dir, yani başkaları da görür ve masal gibidir, kısa da olsa. Ortak bir ululuk içinde yücelme duygusu ve havai fişekler gibi göklere yükselmek, herkesin gözü önünde…

Narsistik aşk ilişkisi kendine, yani ilişkisine hayran bir çiftin ortak projesidir. Her şey bir tablo gibidir: Birbirlerinin kollarında eriyip giderler, her daim çok yakındırlar, birlikte en çok eğlenen onlardır, en güzel sevişen zaten onlardır, herkes onları birbirine gıpta ederek parmakla gösterir. Ama birbirlerini göremezler bu yakınlıktan dolayı. Çünkü görebilmek için belli bir mesafeye ihtiyaç vardır. Zaten kimsenin karşısındakini görme isteği de yoktur, çünkü her iki taraf da kendiyle meşguldür ve ötekine projenin eksiksiz yürümesi için ihtiyaç vardır.

Erkek, çok özel ve karşı konulmaz olduğu duygusunu verebildiği müddetçe kadın kendini seviliyor ve arzulanıyor hisseder. Kadın, güzel ve prezentabl bir kadına sahip olduğu duygusunu verdiği müddetçe erkeğin gururla koltukları kabarır. Arabayı bir kenara bırakırsak, erkeğin en önemli mücevheri yanındaki güzel kadındır çünkü.
Bu çizdiğimiz tablo bir dereceye kadar normaldir de. Çünkü ikili ilişkilerdeki bu karşılıklılık, kendilik değerini artıran ve sağlıklı narsistik bir doyum sağlamamıza olanak veren yaşamsal bir durumdur. Sorun bu ihtiyacın düzeyiyle ilgilidir. Bireyin kendini değerlendirmesi her zaman ve bütünüyle bu tür bir onaya ve yaşantıya bağlıysa, bir sorun var demektir. Zayıf ve instabil kendilik değeri olan birey, narsistik ilişkiye kendini değersiz hissetmemek ve kendilik değerini korumak için ihtiyaç duyar. Geçici de olsa kendinden şüphe etmemek için başkalarının, ilişkisini ve eşini mükemmel bulmasına bağımlıdır adeta. Bu durumda da, aşk ilişkisi bir mücevher gibi sürekli parlamalıdır.

Narsist birey böyle bir onaya her daim ihtiyaç duyduğu ve bu da günlük hayatın sıradanlığı içinde mümkün olmadığı için sorunlar başlar. Değersizlik ve yetersizlik şemalarıyla narsistik bir kişilik yapısına bürünerek başa çıkmaya çalışan birey, bunun suçunu kendinde değil, ötekinde arar. Öteki önemini ve değerini yitirmeye başlar, çünkü işlevini yerine getirmemeye, beklentilerini karşılamamaya başlamıştır artık.
Narsistik ilişkiler çok seyrek olarak doyurucu, besleyici ve mutluluk vericidir. Çoğunlukla gerçekte başlamadan sona eren nafile bir aşk denemesidir yaşanan. Ardında huzursuz edici bir başarısızlık duygusu ya da ötekine yüklenen bir yetersizlik suçlaması bırakarak söner gider. Kendinden ve ötekinden hayal kırıklığına uğrayan, kendilik değeri daha da zedelenmiş bireyler bırakarak geride.

Kernberg olgun bir aşkı şöyle tanımlar: “Başlangıçtaki yüzeysel coşku doğaldır ki kısa sürelidir. Beceri, ilişkiyi derinleştirmektir. İlişkinin derinleşmesi coşkunun başlangıçtaki alevini için için yanan yumuşak bir kor ateşine dönüştürür.” Bu da, yaralı benliklerin karşılaşması demek olan narsistik ilişkilerde mümkün değildir.
Kendinin ve ötekinin göklere çıkarılıp yerin dibine sokulduğu, yakınlıktan da yalnızlıktan da aynı anda büyük bir korku duyulduğu ve birbirinin içinde eriyip gitme arzusuyla kendini yitirmekten kaygı duymanın birbirinin ardından geldiği çatışmalı yaşantılarla bezelidir narsistik ilişkiler. Hayat durmaksızın patlayan havai fişeklerinin altında sürüp gidemez. Oturma odamızın havai fişeklere değil, huzur ve güveni beraberinde getiren yumuşak bir mum ışığına ihtiyacı vardır.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*