Güç yoksunluğu ve öğrenilmiş çaresizlik

Çaresizlik duygusunu bilmeyen birey, yaşam savaşında çıkan engellerle başa çıkacağını düşünür.
Çocukluğunda çaresizlik duygusuyla tanışmış, çaresizliği öğrenmiş birey erişkinlik hayatında başarısız olduğunu ya da yenildiğini hissettiğinde depresif bir reaksiyon gösterebilir. Burada yaşantıladığı, gücünün karşılaştığı zorlu durumla başa çıkabilmek için yetersiz kalacağı şeklindeki yanlış inancıdır.
Çaresizlik duygusunu öğrenmek zorunda kalmamış birey, yaşam savaşının getirdiği zorluk ve engellerle başa çıkabilecek güce sahip olduğu hissini taşır. Kendi beceri ve yetilerine güvenir, kendini yeteri kadar güçlü hisseder ve gerektiği zamanlarda yardım almaktan çekinmez ve yardım almayı bir zayıflık olarak görmez.
* * *
Öğrenilmiş çaresizlik kendini kararsızlık, başarısız olma korkusu, yetersizlik, beceriksizlik duygularıyla belli eder. Peki bu duyguya neden olan sosyalizasyon koşulları nelerdir? Hemen bütün ruhsal sıkıntılarımız gibi öğrenilmiş çaresizlik de çoğunlukla çocukluk ve çocuklukta anne-babayla olan ilişkideki zorlayıcı yaşantılar sonucu ortaya çıkar.
Örneğin kendisi endişeli bir anne ya da baba çocuğunu, olası ve aslında çoğunlukla var olmayan tehlikeler karşısında durmaksızın uyarır. Çocuğunu korumak için onun kendi kararlarını almasına izin vermez ve her şeye onun yerine karar verir. Bazı anne-babalar da çocuklarını öylesine şımartırlar ki, çocuk hiçbir şeyi kendisi yapmak zorunda kalmaz. Anne ya da baba çocuğun önündeki bütün zorlukları tek tek ortadan kaldırır. Her iki davranış biçimi de çocuğun kendi hayatı üzerinde kontrolü ele geçirmesini engeller ve sonuç olarak kararsızlık ve utanç duyguları ortaya çıkar.
Maalesef bazı anne-babalar da sevgi eksikliğinden ya da sevgiyi göstermeyi beceremiyor olmalarından dolayı, çocuğun çok erkenden kaldıramayacağı yüklere maruz kalmasına neden olur. Çocuk her başarısızlık deneyimiyle birlikte başa çıkamayacağı bir dünyayla karşı karşıya olduğu inancını geliştirir. Yalnız bırakılmış çocuk kendini bir kaybeden olarak tanımlamaya başlar ve güçlü bir benlik geliştirebilmek için ihtiyacı olan gurur ve bağımsızlık hislerinden mahrum kalır.
* * *
Yani herhangi bir şekilde çocuğu sınırlayan, kaygılı bir şekilde izleyen, yeteri kadar ilgi göstermeyip yönlendirmeyen anne-baba çocuğun hayatla başa çıkma yetisi geliştirmesini engeller, öğrenilmiş çaresizlik geliştirmesine neden olur.
Bazı anne-babalar, belli bir üzüntü, acı ya da sıkıntı sonrasında ağladığında, çocuğu kızarak, tehdit ederek ya da şiddet uygulayarak cezalandırıp korkuturlar. Çoğunlukla çocuğun herhangi bir sıkıntısı anne-babanın kendilerini yetersiz hissetmesine neden olur ve bununla başa çıkabilmek için onu suçlamayı tercih ederler. Çocukluğunda üzüntü ve korkuyu bir arada yaşayan birey karşılaştığı her türlü üzücü durumda korku da yaşar ve her türlü zorluk korku uyandıran ve başa çıkılamayacak bir yaşantı olup çıkar.
Yapamayacağı şeyleri beklemek de çocuğun kendini başarısız biri olarak algılamasına ve çaresiz hissetmesine neden olur. En önemli davranış araştırmacılarından biri olan Seligman, reaktif depresyonun temelindeki en önemli bilişsel yapının öğrenilmiş çaresizlik olduğunu söyler. Depresif birey çevresini ve hayatını kendi davranış ve tutumlarıyla değiştirmesinin mümkün olmadığı duygusunu geliştirmiştir. Yaşantının travmatik etkisi değil, onun kontrol edilemez olması daha önemlidir, der Seligman. Onun gerçekten kontrol edilemez olması da değildir önemli olan, bireyin onu böyle algılaması ve yorumlamasıdır.
Kendi içimizdeki iktidar savaşını yitirmemizdir depresyon. Sonsuz bir hırsla iktidarı elinde tutmaya çalışanlar, belki de içselleştirmiş oldukları çaresizlik duygularıyla, yani depresyonlarıyla başa çıkmaya çalışıyorlardır, kim bilir?

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*