Yanlış bir benliğin sonucu olarak depresyon

Çocuklar anne-babalarını kendilerini suyun üzerinde tutan bir gemi gibi yaşantılarlar.
Bir gün insan aslında olmak istemediği birinin hayatını yaşadığını fark ettiğinde büyük acı çeker. Kime kızacağını bilemediği için de öfkesi kendine yönelir. Peki içsel pusulamız neden yanlış yönü gösterir?
Çocuk hırslı bir anne-baba tarafından sürekli baskı altında (ceza ya da sevgi göstermeme şeklinde) kalıp belirli bir yaşam biçimine zorlanabilir. Koşulsuz bir şekilde sevilmez de, babası ya da annesi için belirli bir işlevi yerine getirmek, belli beklentileri doyurmak zorunda kalabilir. Örneğin anne ya da baba herhangi bir nedenle yapamadığı bir mesleği (bale, spor, sahne sanatçılığı vs.), bu yönde istekli olmadığı halde çocuğunu yapmaya zorlayabilir. Ya da anne kızına baba oğluna kendi kişilik özelliklerini zorla benimsetip neredeyse kendini klonlamaya kalkışır. Çaresizce ölüm korkusuyla başa çıkma çabası olan böyle bir durum çocuğun yanlış bir benlik geliştirmesiyle sonuçlanır.
* * *
Çocuk suistimali olarak adlandırılabilecek başka bir durum da anne ya da babadan birinin çocuğa ebeveyn işlevi yüklemesidir. Kendi anne-babalarından göremedikleri ve aslında kendilerinin çocuklarına göstermeleri gereken ilgi, yakınlık ve korumayı çocuklarından beklerler. Böyle bir yük altında yeterli olgunluğa henüz ulaşamadan yanlış bir benlik geliştiren çocuk erişkinlik hayatında da yetersizlik duyguları geliştirir.
Çocuklarına ebeveyn işlevi yükleyen, aslında kendileri profesyonel desteğe ihtiyaç duyan bu anne-babaların çocukları sürekli olarak varoluşsal bir tehdit algılarlar. Kendilerinden beklenen işlevi yerine getiremezlerse, anne ya da babaya birşey olacak, aileleri dağılacak, dünya başlarına yıkılacaktır. Anne tekrar ağlama krizlerine girip yataktan çıkmayacak, baba yine içmeye başlayıp anneyi dövmeye başlayacaktır.
Çocuklar anne-babalarını kendilerini suyun üzerinde tutan bir gemi gibi yaşantılarlar. Eğer anne-babaya birşey olursa onlar da boğulur. Bu nedenle onları ayakta tutma mücadelesi kendi ölüm kalım savaşlarıdır da. Kendi kişilik gelişimlerinin tamamlanmaması ve kendi ihtiyaçlarının doyurulmamasını göze alarak anne-babalarının anne-babaları olmaya razı olurlar, zaten reddedebilme şansları da yoktur.
* * *
Evliliklerinde mutsuz anne-babaların eşleri tarafından karşılanmayan beklentilerini çocuklarında doyurmaya çalışmaları da yanlış bir benlik gelişimine yol açan başka bir etkendir. Çoğunlukla evdeki mutsuz anne ve erkek çocuk arasında yaşanır böyle yanlış bir eşleşme. Kocasını o ya da bu nedenle terk etmeyi beceremeyen mutsuz kadın oğluyla dertleşir, bütün sıkıntılarını, kocasıyla olan sorunlarını oğluyla paylaşır. Yakındığı kişinin oğlunun babası olduğunu unutup onun kafasını karıştırdığının farkına varmaz. Kendi derdine gömülmüştür o.
Oğlu ergenlik çağına geldiğinde, ilgisi dışarıya kaydığında, bir kız arkadaşı olduğunda kocasını kaybettiği gibi oğlunu da kaybedeceği telaşına kapılan anne sıkı sıkı sarılır oğluna. Arkadaşlarında kalmasına izin vermek istemez, kız arkadaşlarını beğenmez. Benliğini oluşturmaya çabalayan oğlunun, kendi olmak için attığı her adımı bir tehdit gibi algılar. Eleştirir, itiraz eder ve çocuğun içinde derin suçluluk duygularının doğmasına neden olur. Çocuk attığı her adımda çelişkiye düşer, annesine ihanet edip etmediğini, onu hayal kırıklığına uğratıp uğratmadığını hesap eder.
Bizim gibi içiçelik şemasının çok görüldüğü toplumlarda böyle anne-oğul, anne-kız ilişkilerine çok rastlanır. Çocuk erişkin olup kendi ailesini kurduktan sonra bile, iyi bir baba ya da iyi bir anne olmaya çalışacağına, hâlâ iyi bir evlat olmak için çabalar. Annesini ihmal etmemek için eşiyle, çocuğuyla olan ilişkisine zarar verir farkında olmadan. Eşiyle bir defa konuşuyorsa gün içinde, annesiyle en az iki kez konuşur. Evliliği ya da ilişkisi boyunca tam olarak nereye ait olduğuna karar veremez ve arafta yaşar.
Yani gerçek bir yaşamdan hep çok uzakta.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*