Cezalandırıcı bir vicdan olarak depresyon

Vicdan, benliğin günlük hayat ve ilişkilerdeki isteklerine ket vuran, gereğinde dizginleyen, gereğinde izin veren yapı.
Freud, depresyonu ‘Benliğin, üstbenlik tarafından sevilmek yerine nefret edilmesi nedeniyle, silahları bırakması ve ölüm korkusu yaşıyor olması’ olarak tanımlar. Bu üstbenliği vicdan olarak adlandırabiliriz. Vicdan benliğin günlük hayat ve ilişkilerdeki isteklerine ket vuran, gerektiğinde dizginleyen, gerektiğinde izin veren bir yapı olarak düşünülebilir.
Vicdan ne kadar sert ve cezalandırıcıysa, benlik istek ve arzuları dolayısıyla kendini o kadar kötü hisseder ve kendini durmaksızın suçlar. İşin acı tarafı birey, içselleştirilmiş katı bir ebeveyn ve toplumun ahlakçı değer yargılarından ibaret olan vicdanın suçlamalarını ve eleştirilerini kendi sesi, kendi hayat görüşü olarak yaşantılar.
* * *
Vicdan benliğin yanında, ona destek olan bir parçası olarak değil de, onun karşısında yer alır aslında; tıpkı sert ve anlayışsız bir babanın çocuğunu her fırsatta cezalandırması gibi. Daha önce çocuk ve baba arasında defalarca tekrarlanan bu travmatik dram, katı üstbenlik (vicdan) ve kendi olmaktan çekinen benlik arasında yeniden ve yeniden sahneye konur.
Çocuk otorite figürlerine karşı biriktirdiği agresyonunu kendine yönlendirir çaresizce. İçselleştirilmiş, cezalandırıcı ebeveyn yanı, yani kendini kurtardığını sanan erişkinin içindeki ebeveyne hizmet eden ajan, bireyin benliğini teslim alır. Depresyon, teslimiyetin yarattığı agresyonun bireyin kendine yönelmesidir.
Ebeveyn çocuğun ihtiyaçlarını zamanında fark etmeyip karşılayamazsa, yani çocuğu yalnız kalmak istediğinde rahat bırakmazsa ya da ihtiyacı olduğunda teselli etmezse; çocuğa karşı sevecen bir ilgiyle huzursuz edici bir dayatıcı tavır arasında gidip gelirse; çocuk gerçek bir sevgisizlik, ihmal, tehdit ve bağırıp çağrılmaya maruz kalırsa; ya da bütün bunların haricinde cinsel ya da fiziksel taciz, aşağılanma, yalnız bırakılma, terk edilme vs. yaşarsa depresyona zemin hazırlanmış olur.
* * *
Bahsedilen ebeveynlerin hemen hemen her zaman iyi yanları da vardır aslında. Kötü muameleye maruz kalan çocuklar mutlu oldukları, kabul edildikleri, onaylandıkları anlar da yaşantılarlar. En temel ruhsal gereksinimlerinin karşılandığı da olur. İşte bu çelişkili durum, bilinemezlik, çocuğun hem sevildiğini hem de nefret edildiğini yaşantıladığı tedirgin edici ilişki biçimi depresyonu önceleyen “kaçınmalı bir güvensiz bağlanma”nın gelişmesine neden olur.
Bu tür bir bağlanma geliştiren çocuk kaybetme korkusuyla cezalandırıcı ebeveyni içselleştirirken onların bütün değer yargılarını idealleştirir de. İşte depresyonu neredeyse garanti eden cezalandırıcı bir vicdan, üstbenlik böyle ortaya çıkar.
Bu cezalandırıcı vicdan, benliğin bir parçasıymış gibi gözükse de, çocuklukta yaşanmış hayal kırıklıkları ve travmalar sonucu oluşan ve benliğe entegre olmayı becerememiş çarpık bir ruhsal oluşumdur aslında. Vicdan bireyin toplumsal bir varlık olarak uyum sağlayabilmesi, içindeki yıkıcı dürtülere dur diyebilmesi için ihtiyaç duyduğu, bireyi iyi ve doğru insan yapan değerler bütünüdür de bir yandan.
* * *
Vicdanı patolojik, yani bireye zarar veren bir oluşum haline getiren durum, benliğin hemen hemen bütün istek, arzu ve ihtiyaçlarının üstbenliğin (vicdan) baskısı altında doyurulmadan kalmasıdır. Cezalandırıcı bir vicdanın hâkimiyeti altında benliğin elinde kalan tek şey sürekli bir suçluluk duygusudur. Birey karar almakta, karar alsa bile aldığı kararları hayata geçirmekte öylesine zorlanır ki, kendini kendi yarattığı bir hücreye kapatmış gibidir. Bu sıkışmışlık duygusunun doğurduğu agresyon öylesine tehlikeli boyutlara ulaşır ki, birey cesaret edebildiği tek rakibe saldırır sonunda: Kendine…

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*