Sessiz bir çığlık olarak depresyon

Sevgi için atılan sessiz çığlık, ötekini daha da uzaklaştıracak daha büyük bir dehşet duygusunu ortaya çıkarır.
Depresyon ‘Mümkün olmayanı mümkün kılma teşebbüsü’ olarak da adlandırılabilir. Mümkün olmayandan kasıt, depresif bireyin, anne-çocuk ilişkisinde doyurulmadan kalmış olan simbiyotik arzularını, aşk ilişkilerinde telafi etme çabasıdır. Burada simbiyotik ilişki bir metafordur ve doğa bilimlerindeki gibi iki canlının birbirlerinden beslenmesi anlamına gelmez. Çocuk, özellikle ilk yıl anneyi kendinin bir parçası, kendinin bir devamı olarak, anneyle kendisini ‘İkili bir birlik’ olarak algılar. Yapılan nörobiyolojik çalışmalar da beynin doğumdan sonraki gelişiminin, bu ikili ilişkinin doğasından etkilendiğini göstermektedir. Karşılıklı duygu alışverişinin dinamiği, bireyin doğuştan getirdiği karakter özelliklerinin üstüne eklenerek kişilik gelişiminde belirleyici rol oynar.
* * *
İlk yıllarda en yakın bakım veren kişi veya kişilerin çocuğu kucağına alması, sarılması, okşaması, uygun zamanda beslemesi, altını değiştirmesi, hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı güven ve emniyet duygusunun temelini atar; varolduğu, varolduğunun kabul edildiği onayını oluşturur. Çocuk normalde annenin ilgi ve alakasının odak noktasındadır. Bebek anneden her daim orada, onun için var olmasını bekler, talep eder. Bebek bu ilişkide tam anlamıyla pasif bir alıcı konumundadır. Dünyayla, ötekiyle ilişkisinin sağlıklı olarak kurulabilmesi, anneyle ilişki içinde koşulsuz olarak sevilme ihtiyacının karşılanmasıyla mümkündür. Zamanla bu simbiyotik ilişki çocuğun birinin daima kendisi için orada olduğu hissini içselleştirmesini sağlar. Zamanla çocuk artık gerçekten birinin orada olmasına daha az ihtiyaç duymaya başlar, anne uzaklaşsa ya da arada onu ihmal etse bile, kaybetmeyle ilgili dehşet duygularına kapılmaz.
Bireyin özgür, bağımlılık sorunu olmayan bir benlik geliştirebilmesi, çocuklukta belli düzeyde hayal kırıklığı yaşaması ve buna tahammül edebilmesiyle olur. Anne daima tam zamanında çocuğunu besleyemeyebilir, altını değiştiremeyebilir, onu kucağına alıp teselli edemeyebilir. Bunlar travma yaratmayacak düzeyde olduğu müddetçe çocuk içselleştirmiş olduğu seviliyor olduğu bilgisi sayesinde, bu küçük hayal kırıklıklarına tahammül edebilir.
* * *
Ama anne ya da diğer bakım veren kişiler çeşitli nedenlerle çocuğun ilk yıllarında bu ihtiyaçlarını karşılayamayabilirler. Örneğin ağır bir hastalık nedeniyle uzun süreli olarak hastaneye yatmış olabilirler, kendi ruhsal sorunları nedeniyle çocuklarına karşı empatik bir yakınlık. Ya da çocuk anne-babanın ağır iş koşulları nedeniyle sık sık değişen ve yeterli emosyonel yakınlığı göstermeyi beceremeyen bakıcılar tarafından büyütülmek zorunda kalabilir. Bu instabilite yaratan durumlar çocukta güven ve emniyet duygusunun, seviliyor olduğu hissinin oluşmasını ve dolayısıyla içselleşmesini engelleyebilir.
Yeterince seviliyor olmadığı hissi çoğunlukla bireyin bütün ilişkilerinde bağımlı, alttan alan bir tutumla eksik kalanı tamamlama çabasına girmesiyle sonuçlanır. Bunun yanında her türlü mesafeyi büyük bir ayrılık tehdidi, ihmal edilmişlik olarak yorumlayıp agresif, baskıcı, şikâyet ve suçlamalarla bezeli bir tutum da geliştirebilir.
Sonuç olarak gelinen noktada sevgi için atılan sessiz çığlık ötekini daha da uzaklaştıracak daha büyük bir dehşet duygusunu ortaya çıkararak depresif kişinin kendiyle ilgili sevilmiyor olma hissini artıracak, insanlara ve hayata olan inancını azaltacaktır.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*