Depresif bireyin iç içelik ihtiyacı

Depresif özellikleri olan ‘sağlıklı’ birey büyük bir sevebilme gücüne sahiptir.
 Depresif insanın kendini en iyi hissettiği alan simbiyotik bir ilişkidir. Bu nedenle iki ruhun arasına giren en ufak bir mesafe büyük bir tehlike olarak algılanır. Gerginlikler, ayrı düşmeler, çatışmalar, yani bir ilişkinin olmazsa olmazları terk edilmenin, kaybetmenin mutlak işaretleri olarak algılanır. Depresif kişi daha da yakın olmak istedikçe, sevgili bu yakınlığın verdiği yürek daralmasından kurtulabilmek, kendine nefes alabileceği bir alan yaratabilmek ister. Buna anlam verememesi daha da büyük bir kaygıya, hatta panik duygusuna neden olur ve ölüm isteğine, intihar teşebbüslerine kadar varabilecek krizlere yol açabilir.

* * *
Depresif özellikleri olan ‘sağlıklı’ birey büyük bir sevebilme gücüne sahiptir. İlişkide kendini coşkuyla verir, fedakârdır, sevgilinin zor zamanlarında da çok iyi bir yol arkadaşı ve destekçidir. Karşısındakine güven ve emniyet hissi verir, koşulsuz bir sevgi gösterir. Ama depresif özelliklerin şiddeti arttıkça ‘ben’ ve ‘sen’ arasındaki sınır ortadan kalkar, depresif birey sevgiliyle özdeşleşir, onun korkuları kendi korkuları, onun sevinçleri kendi sevinçleri olur. Sevgilinin gözlerinden okumak ister neye ihtiyacı olduğunu. Hayata bakışını, tuttuğu takımı bile değiştirir. Ulaşmak istediği nokta yaradanla bir olma haline benzer uhrevi bir yücelme durumudur sanki. Aradığı anne-bebek ilişkisi içindeki koşulsuz sevgidir. Ama hayattaki en büyük hayal kırıklığı da tam bu noktada yaşanır. Çünkü böyle simbiyotik bir ilişkiye yalnızca bir anne tahammül edebilir.
Aslında sevgili için bundan daha konforlu bir durum tahayyül edilemez. Söylemeden, kendi bile daha farkına varmadan isteklerinin, ihtiyaçlarının karşılandığı bir ilişki kadar şımartan başka birşey olabilir mi? Ama ya sevgili ilişkiden kendinin bir yankısı olması dışında şeyler bekliyorsa? Ya bir aynaya değil de kendisini zorlayacak, memnun olmadığı yanlarıyla kendisini empatik bir şekilde de olsa yüzleştirecek birine ihtiyaç duyuyorsa?
* * *
İlişkide daha zor olan bir durum da depresif bireyin şantaja dayalı tutumudur. Ardında hâkim olma özleminin yattığı abartılı bir kaygı hali. Sevgilinin üzerine düşmek, her türlü olumsuzluğun felaketle sonuçlanacağı konusunda endişeye kapılmak istenilen sonucu vermez, hatta karşı tarafta sıkıntı uyandırır. İlişkideki bir sonraki evre ötekinde suçluluk duyguları uyandırmaya dayalı eleştirel, şikayetçi, içinde bulunduğu olumsuz ruhsal durumdan sevgilinin sorumlu tutulduğu duygusal krizler olabilir.
Sevgili de bu suçluluk duygusuyla başa çıkamaz, çatışmalardaki sorumluluğunu gerçekçi olarak değerlendiremezse her iki taraf için de çıkışı olmadan süren trajik bir ilişki ortaya çıkar. Acıma, korku ve suçluluk duygusunun hakim olduğu böyle ilişkiler nefret duygusunun ve ölüm isteğinin gittikçe sıklaşan aralarla ortaya çıktığı zoraki, ama çaresizce sürdürülen birlikteliklere dönüşür. Sevgili gitmek ister, ama geride kalanın kendi ayakları üzerine duramayacağını düşünerek geri adım atar. Sonunda ayrılık ve birleşmelerle süren kronik bir can sıkıntısına dönüşür ilişki.
* * *
Cinsellik depresif birey için sevgi, ilgi ve şefkatten çok daha az önemlidir. Yeteri kadar yakınlık ve ilgi aldığını düşündükçe bedensel olarak da verebileceklerinin sınırı yoktur. İlişkide mazoşistçe ötekinin isteklerine evet der. Benlik sınırlarında olduğu gibi, beden sınırlarını da kaldırmaya hazırdır.
Kendi olmaktan korkan depresif bireyi sonunda daha da korkutucu bir durum bekler. Yalnızdır ve sığınacağı bir ‘kendi’ kalmamıştır.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*