Mükemmeliyetçilik

Hırslı olmak yanlış değil ancak daha iyisini başarmaya dair arzumuz gözlerimizi karartıyorsa durup düşünme zamanı gelmiş demektir. İçinde bulunduğumuz çağın ve dünyanın, diğerlerinden daha iyi olma ve daha iyisini yapma konusunda bizi sürekli kamçıladığı hatta bize bunun bir zorunluluk olduğunu hissettirdiği yadsınamaz bir gerçek. Bu gerçek aynı zamanda hayattan zevk almayı ve içinde bulunduğumuz durumdan memnuniyet duymayı da engelleyebiliyor. Bir diğer yandan diğerlerinden daha iyisini ya da en iyisini yapmaya dair bu zorunluluk hissi, söz konusu mutluluk olduğunda dahi kendisini gösteriyor. Bir diğer deyişle, çağın insanı kendisini hep “daha mutlu olmak zorunda” hissediyor. Bir önceki haline ve diğerlerine kıyasla daha mutlu, daha memnun… Daha iyisini yapmaya ve daha iyi olmaya dair arzu temel olarak onaylanma ihtiyacından doğuyor. Tıpkı çocukluğumuzda anne-babamızın gözüne girmek ve sevgilerini kazanmak için daha iyisini yaptığımız ve yapıp ettiklerimizi onların onayına sunduğumuz zamanlardaki gibi… Daha iyisini yapmak hiç şüphesiz kişiyi daha iyiye ve gelişime götürüyor ne var ki daha iyisini yapmaya çalışmak mükemmeli yapmaya çalışmaya döndüğünde tehlike çanları çalmaya başlıyor. Mükemmeli yapmaya çalışan kişi kendisi için belirlediği bu yüksek standarda ulaşma konusunda şiddetli bir arzu duyarken bir yandan da bu hedefe ulaşmaya dair yoğun bir kaygı yaşıyor. Bu kaygı kimi zaman kişinin eyleme geçme kapasitesini ciddi şekilde örseleyebiliyor. Verimli mükemmeliyetçilik kişiyi başarıya, gelişime ve daha iyiyi yapmaya sevk ederken habis olarak adlandırılabileceğimiz mükemmeliyetçilik ise utanç, değersizlik ve yetersizlik hislerine yol açarak kişiyi eylemsizliğe mahkûm ediyor.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*