Bekar ve Mutlu

Günümüzde bekar kalmayı evliliğe tercih edenlerin sayısı git gide artıyor. Çift olmanın ya da evliliğin şemsiyesi altına sığınmadan da pekala yaşanabileceğini ve mutlu olunabileceğini kanıtlayanların sayısı azımsanamayacak kadar fazla. Gelgelelim bekarlığı ya da yalnızlığı seçenler toplumsal bir baskıya katlanmak ve çevreden gelen tepkilere göğüs germek zorunda. Kimi zaman bu baskı dışarıdan değil içeriden yani bireyin kendisinden de gelebiliyor.

Bekarlığı evliliğe ve yalnızlığı çift olmaya tercih etmiş olanlardan bir kısmı, bu kararı etraflarında fazlaca mutsuz evliliğe ve ilişkiye tanık oldukları için veriyor. Kimi zaman yalnızlığın ya da bekarlığın zor olabileceği düşüncesiyle baş etmek zorunda kalsalar da mutlu olabiliyorlar. Özellikle de finansal özgürlüğe ve bağımsızlığa sahip kadınlar için evlilik bir zorunluluktan çok bugün bir tercih meselesine dönüşmüş durumda. Geçmiş zamanın “evde kalmış” mutsuz yalnızlarının bugünün kendine yetebilen mutlu bekarlarına dönüştüğünü söylemek mümkün gözüküyor. Bu değişimin sırrı Fransız psikoterapist Dominique Contardo-Jacquelin’e göre insanın kendisiyle daha fazla zaman geçirmesine ve kendisiyle daha çok ilgilenmesine bağlı. Artık insanlar kendilerine neyin zevk verdiğini, ne yapmaktan hoşlanıp hoşlanmadıklarını, ufuklarını nasıl geliştirebileceklerini merak ediyorlar ve bu konuda kendilerini sürekli olarak sorguluyorlar. Bunun yanı sıra çift olmanın verdiği kazanımları başka yollarla edinmeye gayret ediyorlar. Kimi işinde anlam buluyor, kimi kendisini bir amaca vakfediyor, kimi spor yapıyor, kimi ise bir topluluğa (dernek, kulüp, grup, parti vs) katılıyor. Ne var ki kendilerine yeten bu mutlu bekarlardan toplum ve kimi zaman yakın çevreleri rahatsızlık duyuyor. Zira kendine yeten mutlu bekarların varlığı ve gittikçe artan sayısı bir yandan çift olmanın işlevini yeniden sorgulatırken bir yandan da temelini aile üzerine kuran toplumun değerlerini ve kalıcılığını tehdit eder hale geliyor. Hal böyle olunca, mutlu bekarlar geçmişe kıyasla -daha dolaylı da olsa- belli bir baskıya maruz kalıyor. Fransız sosyolog Florence Maillochon, bugünün 30 ve 40’lı yaşlardaki bireylerinin eskiye nazaran çok daha liberal bir ortamda büyüdüğünü (en azından Fransa’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde) ve bireysellik kültü temel alınarak yetiştirildiğini ve bu kuşağın bireyleri için geleneksel anlamda bir aile kurmanın artık zorunluluk olmadığını söylüyor. İçinde yaşadığımız dünya değişiyor olsa da çiftler yalnızlara göre avantajlı konumlarını koruyor. Bir restorana girdiğinizde en ufak masa bir değil iki kişilik oluyor. Servis elemanının “kaç kişi olacaksınız?” sorusu bile örtülü de olsa yalnız olmayacağınızı uman bir tona sahip. Çiftlerin hakimiyeti altında gibi duran sinemaların koltuklarında tek başına oturmak da kolay iş değil. Kiralık ev ararken bekar olmak neredeyse sabıkalı olmayla eş değer. Hele yalnız başına tatile çıkmak… Olur şey değil! Her şeyin ve tüm düzenin bir çift olma üzerine kurulu olduğu bir dünya tek olmayı ya da bekar kalmayı epeyce zorlu hale getiriyor. Aşık olmanın ve evlenmenin birçok insan için halen yaşamın en önemli amacı olduğu bir dünyada bekarlık ve yalnızlık ancak bir geçiş dönemi olarak koşullu kabul görüyor. Ancak her şeye rağmen bu tek tabanca kovboylar hayatlarından mutlu ve memnun yaşamaya devam ediyor. Baskıya göğüs germek kimi zaman zor olsa da onlar kendi başlarına var olmanın verdiği tatmin hissinin keyfini sürmeye devam ediyor.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*