Kaygı yalan söyler

Kaygı yalancıdır. Kaygılı bir kişiyseniz ya da yaşamınızın belli dönemlerinde kaygıdan mustarip olduysanız (zira kaygı ızdırap verir) ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Kaygı zalimdir, bize türlü oyunlar oynar. Örneğin “Evden çok uzaklaşma yoksa başına çok korkunç bir şey gelir.” demekten keyif alır. Size “Bu sunumu yapmasan iyi edersin çünkü konuşmanın tam ortasında ne diyeceğini tamamen unutacak ve kendini kalabalığın önünde küçük düşüreceksin.” derken zevkten dört köşe olur. “Uçağa binmek mi? Aklını mı kaçırdın? Kapana kısılmış gibi hissedecek, paniğe kapılacak ve geçen sefer olduğu gibi bağırıp çağıracak, ortalığı velveleye vereceksin” diyerek aklınıza girer. Kaygı bize bunları söylerken bir yandan da katıla katıla güler. Kaygı, korkuyla ortaklık anlaşması imzalamıştır. Bizi korkutmayı her başardığında korkunun kazancından pay alır. Kaygının korku dışında bir de utançla anlaşması vardır. Kaygı bizi utançla tehdit ederek daima kontrol altında tutmayı başarır. Kulağımıza şöyle fısıldar: “Şu anda herkes senin terlediğinin farkında.”, “İnsanlar senin ne kadar zayıf olduğunu biliyor.” ya da “Ya gittiğin yerde bir tuvalet bulamazsan?”. Kaygı öyle zekidir ki, biz bir şey yapmadığımız takdirde, galip gelmeyi başarır.

Kaygı kontrol eder. Hassas ve savunmasız olduğumuzun farkında olduğu için bizden faydalanır. Ne zaman ne yapacağını gayet iyi bilir. Kendi bedenimizin içinde bize kendimizi tuhaf ve yabancı hissettirir. Bize aklımızı kaçırıp kaçırmadığımızı sorgulatır. Bedenimize tuhaf, anlamlandıramadığımız duyumlar verir ve bu da bize bir şeylerin hiç de yolunda gitmediğine ve kontrolü kaybetmekte olduğumuza inandırır. Kaygı bıkıp usanmadan çalışır. O, bizi hiç rahat bırakmayan, okulda başımıza bela olan, küçükleri ve zayıf görünenleri ezen zorba çocuktur. Çünkü kendisi de zayıf ve güçsüzdür; kendisini ancak bu sayede daha iyi hisseder. O, perdenin arkasında, ipleri elinde tutan Oz Büyücüsü’dür. Dışarıdan bakıldığında bize büyük, güçlü ve korkunç görünür, oysaki zayıf, çelimsiz, korkak ve yalnız bir çocuktur.

Kaygı bize içimizdeki gücü unutturur. İşin kötüsü bize sadece gücümüzü değil yetişkin olduğumuz gerçeğini de unutturup bize kendimizi söz dinlemek zorunda olan küçük bir çocuk gibi hissettirir. Onun oynadığı oyunlara kanar, savurduğu tehditlere boyun eğer, yap dediklerini yapar, yapma dediklerini yapmayız. Zira sözcükler güçlüdür. Bize söyledikleri yalan da olsa, kaygının sözünden çıkmayız.

Kaygının karşısında güçlü şekilde durmak için, onun çok sinsi bir düşman olduğunu ve adeta bir hayalet dövüşüne giriştiğini bilmek gerek. Kaygı, gelecekte karşımıza çıkacak ve o an orada olmayan bir düşmandır. Gerçek bir düşmanla savaşmak çok daha kolaydır. Karın ağrılarıyla beklediğiniz ve kalp çarpıntılarıyla girdiğiniz bir toplantıda ya da sunumda, işlerin önceden hayal ettiğiniz kadar kötü ve korkutucu olmadığını, performansınızın hiç de sandığınız kadar zayıf kalmadığını çoğu kez deneyimlemişsinizdir. Zira o an karşınıza çıkan sorunla mücadele etmek, geleceğe dair bir hayaletten farksız bir düşmanla mücadele etmekten çok daha kolay ve olasıdır.

Mantığa aykırı gelse de kaygıyı savuşturmak için bize söylediği yalanlara kulaklarımızı tıkamak yerine onları önce dinlemek sonra da umursamamak gerek. Hatta belki kollarımızı sıvamak ve karşı saldırıya geçmek… Birkaç kez denedikten sonra artık o kadar uğraşmamıza gerek bile kalmayacak zira onun tüm oyunlarını ve kurnazlıklarını ezbere biliyor olacağız. Kaygıya gereğinden fazla enerji harcamaya, onu hak etmediği gibi onurlandırmaya hiç gerek yok. Yapacak daha iyi işlerimiz var.

Stark, V. (2015). Unmasking anxiety’s nefarious scheme. https://www.psychologytoday.com/blog/schlepping-through-heartbreak

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*