Terapistimin aklından neler geçiyor?

Terapistinize dair hislerinizi biliyorsunuz hatta belki bunları terapistinize de gösteriyorsunuz ancak onun size dair neler hissettiğini, neler düşündüğünü merak ediyor musunuz?  Sizden sıkılıyor mu? Size öfkeli mi? Ya da size şefkat mi duyuyor? Terapistiniz sizi dinlerken tıpkı sizin hissettiğiniz gibi, size dair farklı birçok duyguyu deneyimliyor olabilir mi? Göründüğü kadar nötr ve daima iyi niyetli mi yoksa o da seans sırasında olumsuz duygular yaşıyor olabilir mi? Terapistinize sormayı hayal ettiğiniz ancak bir türlü soramadığınız (belki de cesaret edip sorduğunuz) sorulara bazı yanıtlar…

 

Terapistim beni seviyor mu?

Fransız psikanalist Bernard-Élie Torgemen, terapi esnasında terapistin gösterdiği nötralitenin, iyi niyetliliğin, şefkatin ve tarafsızlığın mutlaka sahip olunması gereken özellikler olduğunu belirtiyor ancak bu özelliklerin bir terapistin danışanına karşı duygularının tümünü tarif etmediğinin de altını çiziyor: “Terapi esnasında terapist, insan olmaktan, insani özelliklerinden vazgeçemez. Mesafeli hatta kimine göre “soğuk” bir duruşu olsa da terapist danışanına büyük bir sevgi ve şefkat besler. Terapistin mesafeli duruşu eğer soğukluk derecesine varıyorsa, söz konusu terapistin depresif ya da çok kaygılı hastalarla çalışması imkansızlaşır. Bu hastalar ya terapiye son verirler yahut terapide kalırlar ancak daha kötüye giderler. Bu mesleği gerektiği şekilde uygulamak için asgari düzeyde empati şarttır.”

Psikopterapist ve psikanalist Virginie Megglé “Danışanlarımı tabii ki çok seviyorum. Bu, asla sahiplenici olmayan ve platonik bir aşk; hem bir babanın hem de bir annenin duyacağı türden bir sevgi. Ben, danışanlarımın kendi kanatlarının gücünü keşfederek uçmalarına yardımcı oluyorum ve ilerleme kaydettikleri zaman son derece mutlu oluyorum.” diyor. Psikoterapist Gérard Morel ise “Evet, ben de bazı danışanlarımı diğerlerinden daha çok seviyorum. Ancak daha zeki ya da daha güzel oldukları için değil; yaratıcılıkları, anlamaya dair duydukları heves ve öğrenmeye dair merakları işimi daha iyi yapmamı sağladığı için.” diyor.

Terapistimin ruh hali değişken mi?

Terapist bir aziz ya da azize değildir. O da kimi zaman yorgun hissedebilir, sizi dinlerken sıkılabilir, kimi zaman da bıkkın ya da canı sıkkın olabilir. Ne var ki aldığı eğitim, bu duyguları danışanına yansıtmamasını sağlar. Terapisti bazı hastalar epeyce zorlayabilir. Virginie Megglé “Tek bir söz etmeden her seansta ağlamaktan tüm mendil kutusunu boşaltan bir danışan yahut iki senedir terapiye devam etmesine karşın terapistinden şüphe duyan bir başka danışan bazen seanslarda beni epeyce zorlar.” diyor. Terapist Nathalie Humbert ise “Sosyal ortamda karşılaşılan başka bir terapistin onu nasıl etkilediğini anlatan bir danışan bende kıskançlık duygusu uyandırabilir. Ancak bu duyguyu danışana yansıtmak yerine neden hissetmiş olabileceğim ve bu meseleyi danışanın seansa ne sebeple getirdiği üzerinde dururum” diyor.

 

Terapistim bana sarılabilir mi?
Klasik psikoterapide ya da psikanalizde terapistin danışanla mesafesini koruması çok önemlidir. Seans odasında her şey sözle ifade edilir, temasla değil. Diğer bir deyişle terapi odasında vücut değil sözler konuşur. Bununla birlikte, kimi terapistler danışanlarıyla tokalaşmaktan dahi kaçınırken kimileri danışanlarına sarılmakta bir beis görmez. Bernard-Élie Torgemen, terapide beden temasının şart olduğunu söylüyor: “Akdeniz kökenli bir psikometrist olduğum için dokunmanın temel olduğuna inanıyorum. Analiz, temelde en ilkel duyuları uyandırmaya ve yeniden canlandırmaya dairdir. Ben ancak, onlara dokunduğumda bundan rahatsız olmayan danışanlarla çalışabilirim.” diyor ve bazı hastalarına terapötik bir müdahale olarak da sarıldığını ifade ediyor.

Terapistimle arkadaş olabilir miyiz?

Terapistle danışanın arkadaş olması terapi çalışmasını olumsuz etkiler. “Bir terapist de kimi zaman bir danışanıyla arkadaş olmaya dair bir arzu duyabilir. Bazı danışanlarıma seanstan sonra bir şeyler içmeyi teklif etme noktasına geldiğim olmuştur ancak bu konuda hiçbir zaman harekete geçmedim.” diyor Bernard-Élie Torgemen. Gérard Morel ise bazı danışanlarına karşı böyle duygular beslediğini ancak seans başladıktan sonra her şeyin değiştiğini söylüyor: “Adeta bir Shakespeare oyununda sahneye fırlatılmış iki karakter gibi rollerimizi oynamaya başlıyoruz ve bu noktadan sonra bilinçlerimiz değil bilinçdışlarımız etkileşime giriyor. Seans başladıktan sonra oyunu bilinçdışı yönetiyor.” Terapi benzersiz bir deneyimdir ve terapistle danışan arasındaki ilişki başka hiçbir ilişkiye benzemez, dolayısıyla korunmalıdır. Bu nedenledir ki birçok terapist dışarıda hastalarıyla karşılaşmaktan da kaçınır. Derinlemesine ve analitik çalışılan bir terapide terapistin nötralitesiyle yaratığı ve danışanın yansıtmalarıyla doldurduğu boşluklar, çalışma için son derece değerli araçlardır. Dolayısıyla terapistinizi markette alışveriş yaparken gördüğünüzde neler aldığını öğrenmek bu boşlukları hayal gücünüz yerine gerçeklikle doldurmaya yol açar. Bu da analitik bir çalışmada iyi ve işlevsel bir aracın kaybıyla eşdeğerdir.

Terapistim beni arzuluyor mu?

Terapist bir hastasına karşı sevgi, hatta aşk hissedebilir. Ancak bu konuda harekete geçemez ve geçmemelidir. Danışana dair hissedilen aşkın karşıaktarımsal (terapide olmaktan kaynaklanan ve terapistin deneyimlediği geçici duygular) olduğunu bilen terapist bu duyguyu bir terapi aracı olarak kullanırsa bu, süreç için faydalı olur. Ancak bu duygulara kapılarak eyleme geçerse etik kuralları ihlal etmiş ve danışanına zarar vermiş olur. Bir terapist bu duygularla baş edemeyeceğini düşündüğünde ya süpervizyon almalı ya da hastasını başka bir terapiste yönlendirmeyi düşünmelidir.

Terapistim benden sıkılıyor mu?

Kimi zaman terapist danışanından sıkılabilir. Bu her seansta böyle olabileceği gibi yalnızca bazı seanslarda da söz konusu olabilir.  Burada önemli olan terapistin bu duyguyu çözümlemeye çalışmasıdır zira bu can sıkıntısı danışana ve sürece dair birçok şey söylüyor olabilir. Danışan belki de o gün suya sabuna dokunmuyordur yahut terapistine odada onun varlığının önemsiz olduğunu hissettiren bir tutumdadır. Bu da ya süreçle ya da danışanın kişilik yapısıyla ilgili oldukça önemli ipuçları sağlar. Terapist bu duyguyu fark ettiğinde danışanıyla paylaşabilir: “Sanki bugün sizi her zaman dinlediğim ilgiyle dinleyemiyorum, sizce neden? Yahut “Sanki bugün burada olmak istemiyor gibisiniz. Öyle ki bana da benzer bir duygu geçirdiniz.” Durumun terapist tarafından fark edilmesi danışana da çoğunlukla iyi gelecek ve süreçte bir ilerlemeye imkan verecektir.

 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*