Eugenik (iyi genler) ve ötenazi (iyi ölüm)

Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. 19. yüzyılda Morel, dejenerasyon modelini tarif etmişti. Bu modele göre psikiyatrik bozukluklar kuşaktan kuşağa aktarılıyor ve sonraki kuşaklarda dejenerasyon çok daha ağır oluyordu. Dejenere olan aileyi bekleyen son, yok olmaktı ve kaderi değiştirebilmek imkânsız gibiydi.

Daha sonra Möbius kadınların doğuştan gelen zayıflığından dem vurdu. Arada şizofreninin genetik özellikleri vurgulandı. Bu kesinlikle doğruydu, ama kötüye kullanılmaya fazlasıyla müsait bir bilgiydi de aynı zamanda. Bütün bu gözlemlerin sonunda 1920’li yıllarda Binding ve Hoche “değersiz yaşamların yok edilmesinden” söz etti. Bütün bunların neticesinde nihilizmin kıyısında gezinen akıl hastanesi hekimleri, tedavileri ve topluma kazandırılmaları imkânsız olan hastaların toplumun ruhsal hijyeni düşünülerek ölene kadar akıl hastanelerinde tutulmalarının uygun olacağını ifade etmeye başladılar. “Üretime sağlıklı, verimli ve düzenli olarak katılamayan bireyler tıbbi olarak belirlenmeli ve tıbbi olarak dışlanmalı”ydılar.

1933 yılında Naziler’in iktidarı devralmasıyla psikiyatrik hastalar istemleri dışında kısırlaştırılmaya başlandı. Bunun sonucunda 300 bin kişi psikiyatrik hastalık gerekçesiyle kısırlaştırıldı, bu işlem sırasında bin kişi hayatını kaybetti. Toplumsal hijyenin korunması gibi süslü bir terime karşılık kullanılan “eugenik” kavramı sahte bilimsel gerekçelerle psikiyatri hastalarının öldürülmesinin (ötenazi) haklılığına kadar vardı.

1939 yılında Alman birliklerinin Polonya’ya girmesinden sadece 14 gün sonra psikiyatri hastaları öldürülmeye başlandı. Gaz odalarında öldürme yöntemi de ilk olarak Polonyalı hastalar üzerinde denendi. Bu uygulamalar sırasında birçok psikiyatr bu uygulamaya seyirci kalırken ve hatta haklılığını savunurken, birçokları da çaresizlik içinde tek tek hastaları kurtarabilmek için kendi hayatlarını tehlikeye atıyordu. Çok iyi bilindiği gibi psikiyatrik hastalar üzerinde başlatılan, toplumu zararlı birimlerden temizleme uygulaması genişleyerek Yahudiler’e, komünistlere, çingenelere ve eşcinsellere kadar uzandı.

Nazi Almanya’sının bu kadar pervasızca davranması diğer Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin uyguladıkları benzer politikaların üstünün örtülmesine neden oldu. Çünkü nasyonal sosyalistlerin iktidara gelmesinden önce ve iktidarda bulundukları süre boyunca ABD ve İngiltere, Fransa, İsviçre gibi Avrupa ülkelerinde de kısırlaştırma yöntemiyle psikiyatrik hastalıkların diğer kuşaklara aktarılması engellenmeye çalışılıyordu.

Aynı masum gerekçeyle: Toplumsal hijyen.

Kaynak: Bir Terapistin Arkan Bahçesi (Alper Hasanoğlu) 

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*