Genlerimiz ve psikoterapi…

Alper Hasanoglu

İnsan hayatını olumsuz etkileyen ortalama 600 kadar fobi vardır. Akrep, köprü, hastalık, uçak, asansör, geniş alanlar ve birçok başka şey insanda fobi oluşturabiliyor. Hepsinin ortak noktası, aslında tehlike içermeyen objelerin ve durumların fobik bireyde panik duyguları oluşturması ve fobik bireyin mümkünse ve mümkün olduğu kadar kaçınma davranışı göstermesi. Bilimsel olarak etkinliği gösterilmiş en önemli tedavi yöntemiyse, bilişsel davranışçı terapi ve özellikle yüzleştirme tekniği.

Bochum Üniversitesi’nde, Jürgen Margraf ve Sylvia Schneider’in yönetimindeki Ruh Sağlığı Araştırma ve Tedavi Merkezi’nde çalışan bilim insanları, anksiyete hastalarında bilişsel davranışçı terapinin uygulanmasıyla ilgili çalışmalar yapıyorlar. Yaptıkları çalışmalarda terapi başarısının bireyden bireye farklılıklar gösterebildiğini tespit etmişler. Yeni başladıkları bir çalışmada da bu terapi yönteminin neden hastaların %20’sinde diğer %80’ninde olduğu kadar etkili olmadığını bulmak istiyorlar. Bu araştırmayı insan davranışının genetik temeli üzerine araştırmalarıyla dünyaca ünlenmiş olan London King College’la işbirliği içinde yürütüyorlar.

Araştırmanın hedefi, genetik yapının terapiye yanıtı ne kadar etkilediğinin bulunması. Gen tiplerinin belirlenmesi kanser tedavisi başta olmak üzere birçok tıbbi alanda kullanılmaya ve araştırılmaya başlandı. Tümörlerin etkin bir şekilde tedavi edilebilmesi için, bireyin genetik yapısına spesifik ilâç kombinasyonları planlanmaya çalışılıyor artık.

Bochum çalışmasında ilâç kullanılmıyor. “Bu çalışmada, yüzleştirme tekniğinden fobik hastaların yararlanıp yararlanmadıklarını, yararlanıyorlarsa ne kadar yararlandıklarını genetik etkenlerin belirleyip belirlemediğini ortaya çıkarmak istiyoruz.” diyor psikolog Tobias Teismann. “Uzak hedefimiz ise, anksiyete hastalarına sorunlarıyla ilgili en uygun terapiyi kişiye özel olarak belirleyebilmek.”

Bu temel bilim çalışması için gerekli bilgi hastaların genetik materyalinden geliyor. Çalışmanın bu parçasından davranış genetikçisi Armin Zlomuzica sorumlu. Çalışmaya katılan hastalardan alınan kanlarda, anksiyete bozukluğundan sorumlu gen ya da genlere bakılıyor. Bunların arasında örneğin seretonin transport geni de var.

2014 yılının sonuna kadar sürecek olan çalışmanın odak noktasında öğrenme sürecinin yönetilmesinden sorumlu genler bulunuyor. “Çünkü başarılı bir bilişsel davranışçı terapinin anahtarı yeni bir şey öğrenebilmektir. Hastalar, sahip oldukları gen varyasyonuna göre zor ya da kolay bir şekilde, kendilerinde kaygı oluşturan nesnelerin aslında tehlikeli olmadığını öğreniyorlar.” diyor Teismann.

Londralı araştırmacılar belli bir nörotrofinin kodlamasının bilişsel davranışçı terapinin etkili olup olmayacağını önceden haber verdiğini ortaya çıkarmışlar bile. Nörotrofinler sinaptik plastisite sürecini, yani beyindeki nöronların yeni bağlantılar oluşturmalarını doğrudan etkiliyorlar. Bu da öğrenme sürecinin temelini oluşturuyor. Gen varyasyonlarına göre bazı insanlar daha kolay, bazıları daha zor öğreniyor; anksiyete durumunda da kaygı veren nesne ya da durumun aslında tehlikeli olmadığını daha kolay ya da daha zor öğreniyorlar.

Bochumlu araştırmacıların hipotezi şöyle: Daha iyi öğrenebilen, bilişsel davranışçı terapiden daha çok yararlanıyor. Yine de genlerin her şeyi açıklamadığını da ekliyorlar. İnsanların köpek ya da köprü korkularına bilişsel davranışçı terapinin kişiden kişiye değişen bir etkinlikte bulunuyor olmasının başka birçok nedeni daha olsa gerek.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*